0–3 Yaş Arasında Ebeveyn ve Çocuk İlişkisine Mekânın Dili

Bağlanmanın Mekânsal Dilini Oluşturma

Bir çocuğun ilk bağlanma deneyimi sadece kucakta kurulmaz; mekânın sessiz dili de bağlanmanın en güçlü araçlarından biridir. Bazen bir odaya girdiğinizde çocuğunuzun hemen sakinleştiğini fark edersiniz. Çünkü mekân, tıpkı bir yetişkin gibi çocukla konuşur. Üstelik bu konuşma kelimesiz ve sessizdir. Dokularla, ışıkla, düzenle ve tahmin edilebilirlikle gerçekleşir.

0–3 yaş aralığı, beynin güven duygusunu temellendirdiği dönemdir. Bu yüzden evdeki her küçük düzenleme, çocuğun ruhunda büyük bir yankı bırakır. Çocuk sabah uyandığında oyuncaklarının hep aynı köşede olduğunu gördüğünde aslında şunu duyar: *“Burası senin alanın. Bu dünya senin için düzenli, anlaşılır ve güvenli.”*

Bilimsel olarak biliyoruz ki, erken dönem bağlanmanın omurgası tutarlılıktır. Aynı anda emzirilen bir bebek nasıl kendini güvende hissediyorsa, düzenli bir mekân da aynı etkiyi yaratır. Çocuklar tahmin edilebilirliği sever çünkü bu onlara içsel düzen kurma becerisi kazandırır.

Bir aile ile çalışırken 2 yaşındaki çocuklarının sürekli huzursuz olduğunu söylüyorlardı. Odaya girdiğimde fark ettiğim ilk şey, yoğun renkler, çok fazla uyaran ve sürekli değişen bir mobilya düzeniydi. Mekânı sadeleştirip "görsel karmaşayı" azalttığımızda çocuğun oyun süresi belirgin şekilde uzadı. Çünkü mekân artık çocuğun sinir sistemini destekliyor, onu kaosa çağırmıyordu.

Mekânın dili aslında ebeveynin görünmez koludur. Birlikte hazırlanan bir kitap okuma köşesi, yumuşak bir koltuk ve her akşam tekrar eden mini bir uyku ritüeli… Tüm bunlar çocuğun hayatında güçlü bir bağlanma haritası oluşturur. Çünkü çocuk anlar: *“Bu ev benim alanım. Ben bu evin içinde güvendeyim.”*

Unutmayalım: Çocukların dünyasında bağlanma, mekânla birlikte büyür. Bir çocuğun huzurla oynadığı alan, onun duygusal dayanıklılığının ilk prova sahnesidir. Ve güven duygusu yerleştiğinde, çocuk hayatın rüzgârına çok daha güçlü köklerle tutunur.

Çocuğun mekânla ilişkisini güçlendirmenin bir diğer yolu, mekâna çocuğun izini bırakmasına izin vermektir. Örneğin, duvarın bir bölümüne çocuğun yaptığı küçük resimler koymak veya bir rafı onun seçtiği kitaplara ayırmak, “Bu mekânda senin sesin var” mesajını verir. Bu tür düzenlemeler çocuğun içsel kontrol hissini artırır ve mekânla kurduğu bağı derinleştirir. Evin ona ait olduğunu hissetmek, çocuk için sadece rahatlık değil aynı zamanda psikolojik bir köklenme alanıdır.

Mekânsal dilin bağlanma üzerindeki en büyülü etkisi ise ortak ritüellerde ortaya çıkar. Örneğin, her akşam aynı noktada kitap okumak, aynı lambanın altında sarılmak veya aynı köşede oyun oynamak çocuğa ritim ve güven sunar. Beyin bu tekrarları güven sinyalleri olarak işler. Böylece çocuk sadece ebeveynine değil, yaşamın akışına da güven duyar. *“Her gün aynı yere dönebilmek”* çocuğun içsel dünyasında kök salan bir emniyet duygusuna dönüşür.

Her mekan, içinde yaşanılan ebeveynle ve bir çocuğun büyüme sürecinde yaşadığı pek çok ilke alan oluşturur. Çocuklar için mekanın dili içinde büyüme sürecinde biriktirdikleri anılar ve yaşam alanlarında bu anıların izleri olduğu zaman anlamlı olduğunu her zaman kalpten hatırlamak dileğiyle...
 


Çocuk Gelişimi Uzmanı ve Yazar
Gözde Erdoğan
 

PAYLAŞ
0
SEPETİM