Deniz Avcu Yalım Tasarımcı Gözünden

Tasarımcı Gözünden

Modülerlik: yaşama ve çocukların büyüme hızına ayak uydurmak...
Image
Tasarımcı Gözünden

Deniz Avcu Yalım

Endüstriyel Tasarımcı

Endüstriyel Tasarımcı Deniz Avcu Yalım İle Keyifli Bir Röportaj
 

  1. İlham kaynaklarınızı paylaşır mısınız?

İlhamımı, ebeveynlerin, çocukların ve gençlerin mekanla kurduğu ilişkiyi gözlemleyerek buluyorum. Davranışları, alışkanlıkları, ritüelleri ve hisleri anlamak; bana bir mekanın onlar için ne ifade ettiğini gösteriyor. Her proje, o alanı kullanacak kişilerin hayatına nasıl temas edebileceğimi düşündüğüm kapsamlı bir araştırma süreciyle başlıyor. Bu yüzden benim temel ilham kaynağım her zaman deneyim, insan davranışı ve mekanın ruhudur. Benim için tasarım; çok katmanlı bir gözlem, araştırma ve duygu bütünüdür.

 

  1. Yeni bir koleksiyon tasarlarken ilham aldığınız kaynaklar neler?

Çocuk odaları tasarlarken bir mobilyayı, bir ürünü değil; o odada çocuğun neler yapacağını, nasıl hissedeceğini ve nasıl bir deneyim yaşayacağını düşünür, hayal eder ve gözlemlerim. Bu nedenle çocukların mekanla kurduğu etkileşimi anlamak tasarım sürecimin merkezindedir.

 

Binlerce çocuk odası varken bir yenisini tasarlamamızın nedeni de tam olarak bu:
Bir eşya daha üretmek için değil, o alanı kullanacak çocuğa daha iyi bir deneyim sunmak.

Her koleksiyon, ailelerin ve çocukların günlük rutinlerini, değişen ihtiyaçlarını ve mekanla kurdukları duygusal bağı anlamakla başlar. Ardından global trend raporlarını, malzeme ve renk araştırmalarını, çocuk gelişimi literatürünü ve mekan psikolojisi çalışmalarını bir araya getiririm.

Her yeni koleksiyon; çocuğun hayal gücüne alan açan, ebeveynin gerçek ihtiyaçlarına cevap veren ve mekanın ruhuyla uyumlu bir hikayenin etrafında şekillenir.

 

  1. Anneler için en kritik konu güvenlik. Tasarımlarınızda güvenliği nasıl sağlıyorsunuz?

Ebeveynler için en önemli konu güvenliktir ve benim için güvenlik bir özellik değil; tasarımın başlangıç noktasıdır.

Çünkü çocuklarımız hepimizin ailesinin en değerli üyeleri; gözümüzden bile sakındıklarımız. Onların dokunduğu, tırmandığı ve oyun kurduğu bir alan tasarlarken bu sorumluluğun ağırlığını her zaman hissederim.

Bu nedenle güvenliği estetik ve fonksiyon kadar temel bir kriter olarak ele alır; uluslararası güvenlik standartlarını daha ilk fikir aşamasından itibaren tasarımın içine entegre ederim.

Ancak güvenlik yalnızca teknik gerekliliklerle sınırlı değildir. Bir oda, çocuk kendi eşyasına rahatça ulaşabildiğinde, özgürce hareket edebildiğinde ve dokunduğu yüzeylerde kendini iyi hissettiğinde gerçekten güvenli bir alana dönüşür. 

Gerçek güvenlik, teknik doğruluk ile çocuğun kendini güvende, özgür ve huzurlu hissedebileceği bir alan yaratmayı bir araya getiren bütüncül bir tasarım yaklaşımıdır.

  1. Çocukların hızlı gelişim dönemlerini tasarıma nasıl yansıtıyorsunuz?

Çocukların gelişim süreci çok dinamik olduğu için tasarımda sabit çözümler üretmek yerine büyüyen, dönüşen ve çocuğa uyumlanan bir yaklaşımı benimsemeye çalışıyorum. Tasarım sürecine, çocuğun gelişimini üç ana başlıkta ele alarak başlıyorum: fiziksel, bilişsel ve duygusal.

Bu çerçeve, mobilyaların sadece bir döneme değil, çocuğun değişen ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde tasarlanmasını sağlıyor. Böylece ürünler, çocuğun büyüme sürecine uyum sağlayan kullanışlı ve sürdürülebilir çözümlere dönüşüyor.

  1. Modüler tasarımlarınız çocuğun büyümesine nasıl eşlik ediyor?

Çocuk büyüdükçe odanın ihtiyaçları da değişiyor; depolama alanları artıyor, oyun alanı dönüşüyor, çalışma alanı önem kazanıyor. Çocukların odalarında geçirdikleri zaman ve yaptıkları aktiviteler de bu süreçle birlikte farklılaşıyor. Bu nedenle modüler projelerde tek bir yaş dönemine değil, çocuğun gelişim yolculuğuna uyum sağlayan bir tasarım yaklaşımı oluşturmaya çalışıyorum.

Modüler parçalar kullanım senaryosuna göre kolayca eklenip çıkarılabiliyor veya yeniden düzenlenebiliyor. Böylece bir bebek odası zamanla bir çocuk odasına, ardından bir genç odasına dönüşebiliyor. Bu yaklaşım hem ekonomik hem sürdürülebilir hem de aileler için uzun vadeli bir yatırım niteliği taşıyor.

Kısacası, modülerlik çocukların büyüme hızına ayak uydurmak ve yaşam alanlarını onların gelişimiyle birlikte sürekli optimize edebilmek için, çocuk odalarının hiç geçmeyen ve gelecekte de geçmeyecek olan temel trendidir.

  1. Çocukların hayal dünyasını tasarımlarınıza nasıl dahil ediyorsunuz?

Çocukların hayal dünyası sınırsız ve çoğu zaman bizim öngörebileceğimizden çok daha yaratıcı. Bu nedenle tasarımlarımı tek bir temanın içine sıkıştırmak yerine, çocuğun kendi hikayesini kurabileceği alanlar yaratmaya çalışıyorum.

Bir mobilyanın formunu, dokusunu ve renklerini seçerken yalnızca çocuğun dokunduğunda ne hissedeceğini ya da oyun kurarken nelere hayal edebileceğini düşünmüyorum; bunu çocuklarla birlikte yapıyorum. Onlar benim ekibimin “baş tasarımcıları”dır. Verdikleri tepkiler, kurdukları oyunlar, seçtikleri renkler ve mekanla kurdukları ilişki tasarım kararlarımın temelini oluşturur.

Bu yüzden tasarımlarımda yönlendirici olmak yerine ilham veren yüzeyler ve formlar tercih ediyorum. Çünkü iyi tasarım, çocuğun hayal gücüne alan bırakan tasarımdır. Bir çocuk odası benim için “tamamlanmış” bir ürün değildir; çocuğun kendi dünyasını üzerine inşa edebileceği bir başlangıç noktasıdır.

Böylece her çocuk, aynı odanın içinde kendi oyununu, kendi hikayesini ve kendi hayal yolculuğunu özgürce oluşturabilir.

  1. Çocuk odalarını tasarlarken çıkış noktanız nedir?

 Renk, çocuk odasında yalnızca estetik bir tercih değil; çocuğun duygu durumunu, davranış biçimlerini ve mekanla kurduğu ilişkiyi doğrudan etkileyen psikolojik bir unsur. Çocuklar renkleri yetişkinlerden çok daha güçlü ve duygusal bir şekilde deneyimler; bu nedenle renk seçimi odanın atmosferini belirleyen en kritik tasarım kararlarından biridir.

Doğru renk paleti, çocuğun sakinleşmesine, odaklanmasına, oyun kurmasına veya kendini güvende hissetmesine katkı sağlayabilir. Bu yüzden renk seçimi sadece “güzel gözüksün” diye yapılan bir tercih değil; çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarıyla uyumlu bir denge kurma meselesidir.

Amaç aslında her zaman aynı: Çocuğun kendini iyi hissedeceği, rahatlayabileceği ve özgürce oyun kurabileceği bir atmosfer yaratmak.

  1. Renk paletini belirlerken hangi kriterlere dikkat ediyorsunuz?

 Renk paletini belirlerken öncelikle çocuğun odada nasıl bir atmosfer deneyimlemesini istediğimize bakıyoruz. Renkler, hem mekanın huzurunu hem de kullanım amacını doğrudan etkiliyor. Bu yüzden palet seçiminde üç temel dengeyi gözetiyorum: sakinlik, uzun ömürlülük ve uyum.

Aşırı uyarıcı ya da hızlı yorucu tonlardan kaçınarak, çocuğun duygusal ritmine eşlik edebilecek yumuşak ve dengeli renkler tercih ediyorum. Palet seçiminde odanın ışığı, kullanım alanının yoğunluğu ve mobilyaların birbiriyle kurduğu kompozisyon da belirleyici oluyor.

Sonuç olarak renk paleti, yalnızca estetik bir tercih değil; çocuğun kendini güvende ve iyi hissedeceği bir mekansal denge yaratma sürecinin önemli bir parçası.

  1. Oda düzeni, çocuğun davranışlarını etkiler mi? Newjoy burada nasıl bir yaklaşım benimsiyor?

 Evet, oda düzeni çocuğun davranışlarını etkiler. Çocuklar mekanla etkileşim kurarak öğrenir; bu yüzden bir odanın nasıl kurgulandığı çocuğun bağımsızlık duygusunu, oyun kurma biçimini ve günlük alışkanlıklarını doğal olarak şekillendirir.

Psikoloji açısından bakıldığında; erişilebilir, düzenli ve çocuğun kendi başına kullanabileceği şekilde planlanmış bir oda, çocuğun odasına dair kontrol hissini ve katılımını artırır. Yapılan birçok gözlem ve araştırma da, çocuğun erişebildiği alanlarda daha motive, daha düzenli ve kendi kendine daha fazla inisiyatif alabildiğini gösteriyor. Bu nedenle iyi tasarlanmış bir oda, çocuğun odasını sahiplenmesini kolaylaştırır.

Düzensiz, yetişkin ölçeğinde kurgulanmış, çocuğun ulaşamayacağı dolaplar veya sınırları belirsiz alanlar ise çocuğun odayla bağ kurmasını zorlaştırabilir.

Newjoy'un yaklaşımı bu nedenle çok net:
Mekanı, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarına ve hareketlerine göre planlıyor. Çocuğun kendi kendine ulaşabildiği, hareket edebildiği ve içinde rahat ettiği bir düzen, onun odasında kendini “alaninda” hissetmesini sağlar.

Böylece mekan, hem çocuğun kendisi olabildiği hem de gelişimini güvenle sürdürebildiği bir yaşam alanına dönüşüyor.

  1. Annelerin en çok zorlandığı konu: Oyuncak ve eşya kalabalığı. Çözüm önerileriniz neler?

Oyuncak ve eşya kalabalığı neredeyse her evde yaşanan bir durum ve bu konuda annelerin zorlanması çok doğal. Burada önemli olan, odanın düzenini çocuğun günlük hayatı içinde sürdürülebilir hale getirmek. Bunun için üç temel prensip öneriyorum: erişilebilirlik, kategorilendirme ve sadeleştirme.

Öncelikle depolama çözümlerinin çocuğun kendi başına ulaşabileceği yüksekliklerde olması çok önemli. Çocuk neye ulaşabildiğini ve neyi nereye koyacağını bildikçe, düzeni sürdürmek hem kolaylaşıyor hem de bir alışkanlığa dönüşüyor.

İkincisi, oyuncakların küçük kategorilere ayrılması… Açık raflar, kutular ve etiketli bölmeler çocuğun eşyalarını tanımasını, bulmasını ve yerine koymasını kolaylaştırıyor. Bu aynı zamanda çocuğun “kendi düzenini kurma” becerisini de destekliyor.

Son olarak, odada her şeyin görünür ve anlamlı bir yeri olduğunda kalabalık hissi azalıyor. Fazlalıkları dönemsel olarak elemek, gerçekten kullanılan oyuncaklara alan açmak hem çocuk için hem ebeveyn için rahatlatıcı oluyor.

Kısacası, doğru depolama çözümleri ve erişilebilir bir düzen tasarlandığında; oyuncak ve eşya kalabalığı yönetilebilir, hatta çocuğun gelişimine katkı sağlayan bir sürece dönüşebilir.

 

  1. Sürdürülebilirlik, çocuk mobilyasında nasıl bir yer tutuyor?

 Çocuklar hızla büyüyor ve odalarının ihtiyaçları kısa sürede değişiyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik, çocuk mobilyasında yalnızca “çevre dostu malzeme” seçmekten ibaret değil; ürünün tüm yaşam döngüsünü yeniden düşünmek anlamına geliyor. Uzun ömürlü, dönüşebilir ve gerçek ihtiyaç döngüsüne hizmet eden bir tasarım yaklaşımı burada çok kritik bir role sahip.

Her ürünün birden fazla yaş dönemine uyum sağlayabilmesi sürdürülebilirliğin temel adımlarından biri. Bunun yanında, kaliteli, gerekirse tamir edilebilen, modası geçmeyen ve nesiller boyu kullanılabilecek tasarımlar da sürdürülebilirliği güçlendiren önemli unsurlar.

Böylece mobilya sadece bir döneme ait olmaz; çocuğun gelişimine eşlik eder, kaynağı daha bilinçli kullanır ve gereksiz tüketimi doğal olarak azaltır.

  1. Malzeme seçimlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?

Malzeme seçimi çocuk mobilyasında çok belirleyicidir, çünkü bebekler ve çocuklar ürünlere sürekli temas eder. Bu yüzden önceliğim; yüzeylerin sağlıklı, güvenli, dayanıklı ve kolay temizlenebilir olması. Çocuklar dokunarak öğrendiği için, malzemenin yumuşak ve güven veren bir duyusal etkileşim sunmasına da önem veriyorum.

Ayrıca malzeme seçimi yaş gruplarına göre değişir: Bebeklerde kimyasal içermeyen, yumuşak etkileşimli yüzeyler,Küçük çocuklarda darbe ve leke dayanımı yüksek malzemeler, Gençlerde daha güçlü, yük taşıyan, uzun ömürlü çözümler tercih ediyorum.

Bunun yanında yeni malzemeleri, üretim teknolojilerini ve güncel araştırmaları sürekli takip ederek her projede daha güvenli ve daha uzun ömürlü alternatifleri değerlendirmeye çalışıyorum.

  1. Beşik, karyola ve dolap gibi ürünlerde dayanıklılığı nasıl sağlıyorsunuz?

 Dayanıklılığın temelinde, daha önce bahsettiğimiz gibi doğru malzeme seçimi yer alıyor. Uzun ömürlü paneller, sağlam bağlantı sistemleri ve stabiliteyi artıran konstrüksiyon çözümleri bu sürecin başlangıç noktası.

Her ürün için gerçek kullanım senaryolarını dikkate alarak yük testi, hareket testi ve bağlantı dayanımı gibi teknik kriterleri tasarım ve AR-GE aşamasında planlıyoruz. Böylece ürünün günlük kullanımda karşılaşacağı tüm hareketlere uyum sağlayacak şekilde mühendislik desteği sağlanıyor.

Ayrıca çocukların mobilyayı yalnızca “kullanmadığını”, aynı zamanda üzerine tırmandığını, içine saklandığını, oyun alanına dönüştürdüğünü bildiğimiz için dayanıklılık hesaplamalarını her zaman çocuğun gerçek davranış biçimlerini merkeze alarak yapıyoruz.

  1. Teknolojinin çocuk odası tasarımına etkisi nedir?

 

Teknoloji çocuk odası tasarımında yalnızca bir “görsel efekt” değil; güvenlikten ergonomiye, malzemeden üretim kalitesine kadar pek çok süreci dönüştüren görünmez bir destek alanı. Yeni nesil üretim teknikleri, malzeme araştırmaları ve AR-GE süreçleri sayesinde daha dayanıklı, daha hafif ve daha güvenli ürünler tasarlamak mümkün hale geliyor.

Ayrıca teknoloji, tasarım sürecinde çocukların ihtiyaçlarını daha iyi analiz etmeyi de sağlıyor. Kullanıcı araştırmaları, ergonomi simülasyonları, prototip testleri ve üretim optimizasyonları, ürünün çocuğun gerçek kullanım alışkanlıklarına daha doğru uyumlanmasını sağlıyor.

Bir diğer katkısı da modülerlik ve uzun ömür: gelişmiş bağlantı sistemleri, dayanıklılık testleri ve yeni nesil yüzey teknolojileri sayesinde mobilyalar hem daha uzun kullanılıyor hem de farklı yaş dönemlerine daha kolay uyarlanabiliyor.

Kısacası teknoloji, çocuk odasının içine “ek bir cihaz” olarak değil; tasarımın daha güvenli, daha fonksiyonel ve daha uzun ömürlü olmasını sağlayan görünmeyen bir iyileştirici güç olarak dahil oluyor.

  1. Çocuk odalarının minimalistleşmesi bir trend mi, yoksa ihtiyaç mı?

 Çocuk odalarında son yıllarda daha sade, daha az eşyalı ve fonksiyonel çözümlere ilgi arttığını görüyoruz. Ama bunu tek başına bir “minimalizm modası” olarak değil, modern yaşamın ve değişen ebeveynlik tarzlarının bir yansıması olarak yorumluyorum.

Bazı aileler için daha sade, nefes alan, kolay toplanabilen odalar büyük bir rahatlık sağlıyor. Diğer yandan bazı çocuklar için tematik, karakteri güçlü ve daha detaylı odalar çok daha motive edici ve keyifli olabiliyor. Bu yüzden bence asıl mesele, odanın fazla uyaranla karmaşık bir yapıya dönüşmemesi ve çocuğun ihtiyaçlarının önceliklendirilmesidir.

Minimal ya da konsept odadan bağımsız olarak önemli olan;

  • oyun, uyku ve çalışma alanlarının anlaşılır olması,

  • çocuğun odasında kendi düzenini kurabilmesi,

  • ve mekanın çocuğa duygusal olarak iyi gelmesidir.

Minimalizmi bir kural değil, ihtiyaca göre kullanılan bir araç olarak görüyorum. Kimi aile ve çocuk için daha sade bir oda doğru seçimken; kimi için ise temalı ama iyi kurgulanmış bir odanın çok daha iyi hissettirdiğini görüyoruz.

 

  1. Newjoy’un fark yarattığını düşündüğünüz tasarım detayları neler?

 Newjoy’da fark yaratan şey, tek bir detaydan değil; tasarımın tüm aşamalarında çocuğun gelişimi, ailelerin beklentileri ve uzun ömürlü kullanımın birlikte ele alınmasından ortaya çıkıyor. Her tasarımda hem çocuğun günlük hayatını kolaylaştıran fonksiyonları hem de ailelerin uzun vadeli ihtiyaçlarını karşılayan çözümleri bir araya getirmeye çalışıyoruz.

Ayrıca çocuk psikolojisi, duyusal konfor, kalite ve güvenlik gibi unsurların tasarım sürecine entegre edilmesi de önemli bir fark yaratıyor. Malzeme seçiminden üretim sürecine kadar her aşamada çocuğun mekanda kendini iyi hissetmesi, güvende olması ve odasıyla bağ kurabilmesi gözetiliyor.

Newjoy’un bir diğer güçlü yanı ise erişilebilirlik. Birçok aile, tercih ettikleri koleksiyonlara baktığında “sanki çocuğum için özel tasarım bir oda yaptırmışım gibi” bir his taşıyor. Bu hissi yaratabilmek; tasarım ekibinden üretim ekibine kadar herkesin özenli ve bütüncül çalışmasıyla mümkün oluyor.

Kısacası Newjoy’un farkı; estetik, fonksiyon, kalite, güvenlik, psikoloji ve uzun ömürlülüğün aynı tasarım içinde dengeli şekilde buluşmasından geliyor.

 

  1. Bir mobilyanın hem estetik hem işlevsel olmasını nasıl başarıyorsunuz?

Tasarımın temel kavramlarından biri şudur: Estetik her zaman fonksiyonu takip eder. Bu nedenle önce ihtiyaçları, kullanım senaryolarını ve güvenliği doğru şekilde kurgulamak; ardından bu yapıya en uygun formu ve tasarım dilini eklemek benim için çok önemli.

Bu yaklaşım doğal bir denge oluşturuyor. Böylece estetik detaylar hiçbir zaman işlevi gölgelemiyor; aynı şekilde işlev de tasarımın ruhunun önüne geçmiyor. Mobilya ne yalnızca güzel görünmek için, ne de sadece işlev sağlamak için tasarlanıyor, ikisi de birbirini tamamlayan bir bütün haline geliyor.

Kısacası, çocuk odası tasarımında estetik ve işlev birbiriyle yarışan değil; aynı amacı taşıyan iki tamamlayıcı unsur haline geliyor.

 

  1. Çocukların kişisel alan algısını nasıl destekliyorsunuz?

Çocukların kişisel alan algısı, gelişim süreçlerinde önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle tasarımları, çocuğun kendine ait bir “benlik alanı” kurabilmesini destekleyecek şekilde kurgulamak benim için oldukça önemli.

Öncelikle odada oyun, uyku ve çalışma gibi farklı ihtiyaçlara göre tanımlanmış, anlaşılır alt alanlar oluşturarak başlıyorum. Çocuk neyin nerede olduğunu bildiğinde oda ona daha tanıdık ve güvenli gelir; bu da kişisel alan algısını güçlendirir.

Depolama çözümlerinin çocuğun erişebileceği yükseklikte olması, çocuğun kendi düzenini kurabilmesini sağlar. Bu yalnızca düzen alışkanlığını değil, aynı zamanda “burası benim alanım” hissini de destekler.

Ayrıca tasarımda çocuğa kendi seçimlerini yapabileceği küçük özgürlük alanları bırakmayı önemsiyorum. Sevdiği bir renk detayı, kendi seçtiği bir raf düzeni ya da oyun köşesinin formu gibi seçimler, çocukta güçlü bir aidiyet duygusu yaratır.

Kısacası amaç; çocuk odalarını sadece kullanılan bir mekan olmaktan çıkarıp, çocuğun kendini ifade edebildiği, güvende hissettiği ve sahiplendiği kişisel bir alana dönüştürmektir.

 

  1. Annelere son olarak çocuk odası seçimi konusunda vermek istediğiniz tavsiye nedir?

 Bir çocuk odası seçerken en önemli şey, odanın çocuğun hayatına nasıl dokunacağını düşünmek. “Bu oda çocuğuma nasıl hissettirecek? Günlük rutinini nasıl kolaylaştıracak? Burada kendini güvende, özgür ve mutlu hissedecek mi?” sorularını sormak iyi bir başlangıçtır. Çünkü çocuklarınızı en iyi tanıyan sizlersiniz.

Çocuğunuz o odada büyüyor, öğreniyor, oyun kuruyor ve kendini keşfediyor. Bu nedenle seçim yaparken yalnızca estetiği değil; çocuğun karakterine, ihtiyaçlarına ve hayal gücüne alan açan bir yaşam ortamı oluşturmayı önceliklendirin.

0
CART